<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Allen Ginsberg Photo &#124; Cash Advance &#124; Debt Consolidation &#124; Insurance at Harryredl.com</title>
	<atom:link href="http://www.harryredl.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.harryredl.com</link>
	<description>Bir başka WordPress sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Oct 2011 10:53:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Kanser hastaları psikolojik destek almalı</title>
		<link>http://www.harryredl.com/kanser-hastalari-psikolojik-destek-almali</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/kanser-hastalari-psikolojik-destek-almali#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 10:53:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[almalı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan: &#34;Psiko-onkolojik tedavi, genel tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır&#34; Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, kanser hastalarının psikolojik destek alması gerektiğini belirterek, &#34;Kişinin yaşadığı depresyon, bağışıklık sisteminin çökmesini hızlandırır. Dolayısıyla tedaviye katılımı bozulur. Bu nedenle psiko-onkolojik tedavi, genel tedavinin ayrılmaz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan: &quot;Psiko-onkolojik tedavi, genel tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır&quot;<br />
Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, kanser hastalarının psikolojik destek alması gerektiğini belirterek, &quot;Kişinin yaşadığı depresyon, bağışıklık sisteminin çökmesini hızlandırır. Dolayısıyla tedaviye katılımı bozulur. Bu nedenle psiko-onkolojik tedavi, genel tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır&quot; dedi.</p>
<p>Kanser psikiyatrisi ile ilgili dünya çapındaki en kapsamlı kongre olan 13. Dünya Psiko-Onkoloji Kongresi, Antalya’da başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayelerinde gerçekleşen ve 20 Ekim’e kadar devam edecek kongrede dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanları, kanser psikiyatrisiyle ilgili son gelişmeleri ele alacak.<br />
<span id="more-162"></span><br />
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Konsültasyon-Liyezon Bilim Dalı Başkanı ve Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, Dünya Psikoonkoloji Birliği Başkanı Magi Watson, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Adnan Aydıner ile kongre kapsamında basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Kanser hastasının takip ve tedavisinde psikolojik tedavi ve bakımın genel tedavinin ayrılmaz parçası olduğunu vurgulayan Özkan, &quot;Hem kanseri tedavi edeceksin, hem de hastanın ruhunu tedavi edeceksin. Kanserin yarattığı psikolojik sorunları ele alıp destek sunmak gerekiyor. Kişinin yaşadığı depresyon, bağışıklık sisteminin çökmesini hızlandırır. Dolayısıyla tedaviye katılımı bozulur. Bu nedenle psiko-onkolojik tedavi, genel tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır&quot; diye konuştu.<br />
<!--more--><br />
Toplumun yüzde 30’unda klinik düzeyde tedavi gerektirecek ruhsal çöküntü olduğuna dikkati çeken Sedat Özkan, kanser hastasının takibinde stresin önemini vurguladı. &quot;Kanserle mücadele beden ve beynin ortak mücadelesidir. Kanser hastaları psikolojik destek almalı&quot; diyen Özkan, beyin ve ruh çökerse, hastanın bağışıklık sisteminin çöküşünün de hızlanacağını kaydetti.</p>
<p> -&quot;Acıyarak yardım olmaz&quot;-<br />
<!--more-->İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başvuran kanser hastaların yüzde 20-30’unun psikolojik destek aldığını, ülke genelinde bu rakamların daha alt seviyelerde olduğunu ifade eden Özkan, bazı hastaların psikolog ya da psikiyatriste gitme konusunda önyargılı olduğuna da değindi.</p>
<p>Ciddi travma ve depresyonun, organizmadaki kanser sürecini hızlandırdığına işaret eden Prof. Dr. Sedat Özkan, &quot;Kanserin seyrinde psikolojik, beyinsel faktörler doğrudan doğruya etkilidir. Sağlık sisteminde kanser hastalarına sadece kemoterapi değil, psikolojik destek de verilmeli&quot; diye konuştu.</p>
<p><!--more-->&quot;Bu hastalara kucak açacağız ama acımayacağız, acıyarak, yadsıyarak onlara yardımcı olunmaz&quot; diyen Özkan, kanserin ölümü çağrıştırdığına ilişkin ön yargının da azaltılması gerektiğini söyledi. Daha dingin yaşayan, doğayla iç içe olan kanserli hastaların daha uzun yaşadığını da belirten Özkan, &quot;Duvarı nem, insanı gam çökertir. Kanser hastası aynı zamanda gam yaşarsa, kanseri daha kötü seyredecek şekilde ilerler&quot; dedi.</p>
<p> -Türkiye’nin bilimsel öncülüğü-<br />
Sedat Özkan, Türkiye’nin kanser psikiyatrisinin Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar, Türk Cumhuriyetleri ve Doğu Avrupa ülkelerinde de yaygınlaşması için bilimsel anlamda öncülük yaptığına işaret etti.<br />
<!--more--><br />
Kanser hastasının ailelerine düşen görevler olduğunu belirten Prof. Dr. Özkan, &quot;Hastanın uyumunun en iyi olduğu aileler, ilişkilerde dengeli, duyguların serbestçe ifadesine izin veren, çatışmaların az, işbirliğinin fazla olduğu ailelerdir. Aileler aşırı kaygılı olmamalıdır. Aile içi rollerin net olmaması, aşırı koruyuculuğun egemen olduğu, katı ve çatışmaları gözardı eden aile ortamları, hastanın uyumunu güçleştirmektedir&quot; dedi.</p>
<p>Dünya Psikoonkoloji Birliği Başkanı Magi Watson da, 2020 yılına kadar dünyadaki tüm kanser hastalarına psikodestek programlarının yürürlüğe girmiş olmasını sağlamayı hedeflediklerini söyledi. Kanser hastalarının yüzde 20-25’inde kriz ve destek ihtiyacının sözkonusu olabildiğini ifade eden Watson, &quot;Psikolojik destek gerektirecek hastaların sadece yüzde 10’u destek alabiliyor&quot; dedi.<br />
<!--more--><br />
Watson, hastanın yanında ailenin de psikodestek alması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Adnan Aydıner de, tüm kanser hastalarının psikiyatriden destek alması gerektiğini vurguladı. Psikoonkoloji için merkez ve bu alanda yetişmiş eleman sayısının az olmasının hastaların tedavi almasına engel olduğuna işaret eden Aydıner, &quot;Hasta psikolojisinin kanser tedavisinin başarısında son derece önemi var. Pozitif düşünen kanser hastaların hastalığının daha iyi seyrettiğine ilişkin kanıtlar var&quot; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/kanser-hastalari-psikolojik-destek-almali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demet Akalın Dizi Yıldızı Oluyor</title>
		<link>http://www.harryredl.com/demet-akalin-dizi-yildizi-oluyor</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/demet-akalin-dizi-yildizi-oluyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2011 08:59:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akalın]]></category>
		<category><![CDATA[Demet]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldızı]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[&#34;Yıldız Masalı&#34;nın, bu cumartesi yayınlanacak yeni bölümünde Demet Akalın yer alıyor. Dizide konuk Oyuncu olarak rol alan Demet Akalın, Gökhan Özen&#8217;e renkli bir doğum günü partisi sahnesinde eşlik ediyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&quot;Yıldız Masalı&quot;nın, bu cumartesi yayınlanacak yeni bölümünde Demet Akalın yer alıyor.<br />
Dizide konuk Oyuncu olarak rol alan Demet Akalın, Gökhan Özen&rsquo;e renkli bir doğum günü partisi sahnesinde eşlik ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/demet-akalin-dizi-yildizi-oluyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benimle Yat, Oyum Sana</title>
		<link>http://www.harryredl.com/benimle-yat-oyum-sana</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/benimle-yat-oyum-sana#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2011 08:57:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benimle]]></category>
		<category><![CDATA[Oyum]]></category>
		<category><![CDATA[Sana]]></category>
		<category><![CDATA[Yat,]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[GüneyKore&#8217;de düzenlenen Miss Asya Pasifik Güzellik yarışmasında şoka sokan bir skandal yaşandı. Yarışmaya katılan 19 yaşındaki İngiliz güzeli, bütün jüri üyelerinin tek tek gelip &#34;benimle yatarsan oyum sana&#34; teklifinden bıkınca ülkesine kaçtı. İngiliz basınından The Sun gazetesinin haberine göre; uluslararası bir yarışma olan Miss Asya PasifikGüzellik Yarışmasında dereceye girip, dünya güzellik yarışmasına katılma hayali kuran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GüneyKore&rsquo;de düzenlenen Miss Asya Pasifik Güzellik yarışmasında şoka sokan bir skandal yaşandı.<br />
Yarışmaya katılan 19 yaşındaki İngiliz güzeli, bütün jüri üyelerinin tek tek gelip &quot;benimle yatarsan oyum sana&quot; teklifinden bıkınca ülkesine kaçtı. </p>
<p>İngiliz basınından The Sun gazetesinin haberine göre; uluslararası bir yarışma olan Miss Asya PasifikGüzellik Yarışmasında dereceye girip, dünya güzellik yarışmasına katılma hayali kuran kızın başına gelmedik kalmadı.Yarışma için otelde kaldığı 3 gün boyunca her önüne gelenin seks istediğini anlatan Amy Willerton, &quot;Bunların tamamına yakını yarışma jürisiydi.Jürinin dışında organizatörler tarafından da seks yapmak için zorlandım&quot; dedi.<br />
<span id="more-160"></span><br />
&quot;Yarışmaya katılan bütün kızlar kazanmak için sek yapmaları gerektiğini biliyordu&quot; şeklinde konuşan İngiliz güzeli, &quot;Yarışmanın sponsorları çırılçıplak poz vermemi bile istedi&quot; dedi.50 kızın katıldığı yarışmada İngiliz güzeliyle birlikte Miss Guyana ve Miss Kosta Rika&rsquo;da kaçtı. Kalan kızların tamamının jüri ile yattığını belirten Amy, &quot;Güzellikte değil yatakta iyi olan kazandı&quot; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/benimle-yat-oyum-sana/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yapay damar üretildi</title>
		<link>http://www.harryredl.com/yapay-damar-uretildi</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/yapay-damar-uretildi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 12:06:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[üretildi]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar, “3 boyutlu yazıcıları” ve lazer teknolojisini kullanarak, “yapay damar” üretmeyi başardı Başdöndürücü hızla gelişen teknoloji, milyonlarca kişi için umut kaynağı oluyor. Tıp dünyasında çığır açabilecek yeni bir gelişmenin haberi Almanya’dan geldi. Fraunhofer Enstitüsü uzmanları, benzerine ancak bilimkurgu filmlerinde rastlanabilecek bir projeyi hayata geçirdi. Başarılı olması halinde organ naklinde çığır açacak proje Hannover&#8217;de düzenlenen Bioteknik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, “3 boyutlu yazıcıları” ve lazer teknolojisini kullanarak, “yapay damar” üretmeyi başardı<br />
Başdöndürücü hızla gelişen teknoloji, milyonlarca kişi için umut kaynağı oluyor. Tıp dünyasında çığır açabilecek yeni bir gelişmenin haberi Almanya’dan geldi. Fraunhofer Enstitüsü uzmanları, benzerine ancak bilimkurgu filmlerinde rastlanabilecek bir projeyi hayata geçirdi. Başarılı olması halinde organ naklinde çığır açacak proje Hannover&rsquo;de düzenlenen Bioteknik Fuarında kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p> Yapay doku ve organ üretimiyle ilgili araştırmalar uzun yıllardan beri devam ediyor. Bugünkü teknoloji yapay doku üretimine imkan verse de, bilim henüz yapay organ üretmeyi başaramadı. Ancak Fraunhofer Enstitüsü uzmanlarının yeni bir teknoloji ve materyal ile ürettikleri yapay damarlar sayesinde, ileride yapay organ üretimine kapıyı aralayabilecek önemli bir gelişmeye imza attı.<br />
<span id="more-159"></span><br />
 BioRap adlı proje Almanya&rsquo;da organ nakli bekleyen yaklaşık 11 bin kişiye umut olabilir.</p>
<p>YAPAY ORGAN ÜRETMENİN ÖNÜ AÇILDI<br />
<!--more--><br />
 Şimdiye kadar üretilen yapay dokularla ilgili en büyük sorun, bunları beslemek için gereken, insan dokusuna uyumlu yapay damar üretilememesiydi. Ancak Fraunhofer Enstitüsü uzmanlarının yeni buluşu bu sorunu ortadan kaldırmaya yönelik olumlu bir adım niteliğinde.</p>
<p> “Multifoton Polimerizasyon” adı verilen teknikte, üç boyutlu yazıcılarda mürekkep yerine saydam ve sentetik bir madde kullanıyor. Yazıcıdan çıkan madde, özel bir yöntemle, lazer ışınıyla sertleştiriliyor. Ancak aynı zamanda insan damarlarındaki gibi esnek bir yapıya sahip oluyor.<br />
<!--more--><br />
 Dr. Günter Tovar kullanılan materyalle ilgili &quot;Bu sentetik madde gerçekten çok fonksiyonlu. Bir yandan aynı plastik gibi sertleşiyor. Burada bu reaksiyonun gerçekleştirilmesi için lazer ışınları kullanılıyor. Diğer yandan ortaya çıkan bu yapay ürünün vücutta aynı organik bir madde gibi fonksiyon göstermesi gerekli. Bu sorunun içinden çıkmak bizim için hiç de kolay olmadı&quot; bilgisini veriyor.</p>
<p>&rsquo;HİBRİT&rsquo; YAPAY DAMAR<br />
<!--more--><br />
 Bu yöntemle damarın iç çatısı üretiliyor. Daha sonra uzmanlar, üzerinde canlı hücre gelişmesine olanak tanıyan bu çatıya, kemik iliğinden alınan kök hücreleri yerleştiriyor. Bunlar damarın duvarlarını oluşturup, bir yüzey meydana getiriyor. Günter Tovar &quot;Prensipte damarın iç çatısını tamamen sentetik olarak üretiyoruz ve bunun için karmaşık bir teknoloji kullanıyoruz. Hastanın hücrelerinin daha sonra bu çatının üzerine yerleşip burada büyümeleri mümkün olabilecek. Eğer tüm yapı sorunsuz bir şekilde çalışırsa sentetik çatı ve organik hücrelerden hibrit bir yapı oluşacak. Ve bu yapı aynı yapay bir organ gibi nakledilebilecek&quot; açıklamasını yapıyor.</p>
<p> Nakil öncesinde yapay çatı ile hastanın hücrelerinin birbirine kaynaşmış olması gerekiyor. Bu işlemse vücut dışında yaklaşık bir avuç büyüklüğündeki bir organik reaktörde gerçekleşiyor.<br />
<!--more--><br />
 Yapay damar hastanın kendi hücrelerine sahip olduğu için vücudun damarı kabul etmemesi tehlikesi engelleniyor.</p>
<p>&rsquo;ÇOK BÜYÜK BİR İLERLEME&rsquo;<br />
<!--more--><br />
 Dr. Günter Tovar yapay damarlara neden ihtiyaç duyulduğunu “Günümüzde hastanın kendi damarlarını alıp kullanmak mümkün ama genellikle hastaların damarları buna uygun durumda olmuyor. Hastanın kendi hücreleriyle kaynaşacak böyle bir sentetik materyal üretilmesi çok büyük bir ilerleme&quot; sözleriyle açıklıyor.</p>
<p> Kasım ayında hayvanlar üzerindeki ilk deney çalışmaları başlayacak. Yapay damarlar ilk olarak fareler üzerinde denenecek. Uzmanlar üç boyutlu yazıcılar yardımıyla ürettikleri damarların vücut içinde nasıl tepki verdiğini inceleyecek. Eğer denemeler başarılı olursa bundan yaklaşık on yıl sonra bu yapay damarlar insanlarda da kullanılabilecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/yapay-damar-uretildi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıflamanın kuralları değişti!</title>
		<link>http://www.harryredl.com/zayiflamanin-kurallari-degisti</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/zayiflamanin-kurallari-degisti#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2011 10:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[değişti!]]></category>
		<category><![CDATA[kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflamanın]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Yüzyılın hastalığı şişmanlık bütün insanların şu anda en büyük sağlık sorularından biri… Gün geçtikçe dünya nüfusu yaşlanıyor ve şişmanlıyor. Her gün bu konu ile ilgili yeni araştırmalar yapılıyor. Şişmanlık neden bu kadar sık görülmeye başlandı? Neden her geçen gün insanoğlu daha fazla genişliyor? Şişmanladıkça birçok metabolik ve yapısal hastalık; başta şeker, tansiyon, kalp, kanserler, eklem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzyılın hastalığı şişmanlık bütün insanların şu anda en büyük sağlık sorularından biri…<br />
Gün geçtikçe dünya nüfusu yaşlanıyor ve şişmanlıyor. Her gün bu konu ile ilgili yeni araştırmalar yapılıyor.</p>
<p>Şişmanlık neden bu kadar sık görülmeye başlandı? Neden her geçen gün insanoğlu daha fazla genişliyor? Şişmanladıkça birçok metabolik ve yapısal hastalık; başta şeker, tansiyon, kalp, kanserler,  eklem hastalıkları, damar hastalıkları ortaya çıkıyor ve bu durum insanoğlunun yaşam kalitesini çok kötü etkiliyor. Şu anda bilim dünyası acaba nerede hatalar yapılıyor diye araştırmalar yapıyor. Gerçekten birçok diyet miti belki de  yaşam tarzı haline getirildiği  için bu konuda mutlak başarı sağlanamıyor.  İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya değişen diyet kurallarını anlatıyor:<br />
<span id="more-158"></span><br />
1) ESKİ DİYET KURALI; KALORİLERİ SAY, YENİ DİYET KURALI PROTEİN, YAĞ VE KARBONHİDRATI SAY: </p>
<p>Eskiden yiyeceklerin enerji değeri bilinirse ve ona göre kişi günlük alması gereken kaloriyi hesaplayarak yerse,  zayıflamak çok kolay diye düşünülüyordu. Bu konu insanları önce çok mutlu etti. Çünkü şöyle düşünüldü, örneğin, günde 1200 kalori alırsam zayıflarım ve ben fındığı çok seviyorum, o zaman insanlar 1200 kaloriye tekabul edecek fındığı hesapladılar ve başka hiçbir şey yemeden sadece fındık yiyerek kilo verdiler. Bir başkası baklavayı çok seviyordu sadece baklavanın kalorisini hesaplayarak baklava yedi ve kilo verdi. Ancak bu tür beslenme her ne kadar kilo verdiyordu ise de bir müddet sonra tek yönlü beslenmeye bağlı beslenme yetersizlikleri ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar saçlarının döküldüğünden, tırnaklarının kırıldığından, kalp çarpıntılarından yakınmaya başladılar.<br />
<!--more--><br />
Günümüzde tek yönlü beslenme asla önerilmiyor. İnsan vücudunun bütün besin gruplarına ihtiyacı olduğu biliniyor. Bu nedenle karbonhidrat, protein ve yağ besin gurupları hastaya öğretilerek günlük metabolizmasına göre ne kadar yiyeceği planlanıyor. Hasta bütün besin guruplarını yediği için vücutta herhangi bir hastalığa neden olmuyor.</p>
<p>2) ESKİ DİYET KURALI: TATLANDIRICILAR KİLO VERMEYE YARDIMCIDIR, YENİ DİYET KURALI: TATLANDIRICI İÇEREN YİYECEK VE İÇECEKLER KİLO ALMAYA NEDEN OLABİLİYOR.<br />
<!--more--><br />
Soframızda kullandığımız şekerin ne kadar yüksek kalorisi olduğunu öğrendiğimizde, biz bilim adamlarının gözleri fal taşı gibi açıldı ve günümüzde şişmanlığın bu kadar yaygınlaşmasının en büyük nedeni olarak bu şekeri gördük. Ama şeker hayatımızda o kadar büyük bir yer açmıştı ki kendine, ondan vazgeçebilmek mümkün değildi. O zaman denildi ki, biz bu şekerden vazgeçelim ama şeker yerine tadı şeker gibi olan ama kalorisi yani enerji değeri hiç olmayan bir yiyecek olsun, böyle bir yiyecek bulalım dendi ve bu konuda yapılan araştırmalarla birlikte tatlandırıcılar geliştirildi. Evet tadı şekere benziyordu ve enerji değeri nerede ise sıfırdı. Böylelikle tatlandırıcılar yaşamımıza girdi. Çocuk şuruplarından tutunda, keklerin, kurabiyelerin, birçok içeceğin içine girdi. Tatlandırıcı ile yapılmış bu tür yiyecek ve içecekler yıllarca rejim listelerinin baş tacı oldu.</p>
<p>Ancak son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda bu tatlandırıcıları çok fazla kullanmanın başta mesane tümörü olmak üzere birçok kanser şeklini artırdığı gösterildi. Yıllardır kilo vermeye katkısının çok fazla olduğu söylenilen bu tatlandırıcıların tam aksine kilo almaya neden olabileceği ile ilgili de bazı araştırma sonuçları yakınlarda yayınlandı. Tatlandırıcıların bağırsaklardaki glikoz sensörlerini uyardığı ve vücuda giren şekerin daha fazla depo edilmesine neden olduğu düşünülüyor. Ayrıca tatlandırıcılar daha çabuk acıkmaya ve bir sonraki öğünde daha fazla yeme ihtiyacına neden olabiliyor.<br />
<!--more--></p>
<p>3) ESKİ DİYET KURALI: DİYETTE EKMEK YEMEYİN, YENİ DİYET KURALI: EKMEK EN İYİ TEMEL BESİN MADDELERİNDEN BİRİDİR:</p>
<p><!--more-->Yıllardan beri birçok insan rejime başladığında, ilk yaptıkları şey ekmeği kesmek oluyordu. Yemeğin yanında ekmek yenmediğinde, vücut enerji kaynağı olarak daha çok ekmeğin içindeki glikozu kullandığı için ve bu eksik alındığı için karbonhidrat eksikliğini kişi, aşerme tarzında diğer karbonhidrat oranı yüksek yiyeceklere karşı, karşı koyulamaz bir yeme atağı geçirebiliyordu. Öreğin diyete başlıyordu hiç ekmek yemiyordu. Diyetin 5. gün kendisini 1 tencere makarna veya 1 kilo baklava yerken bulabiliyordu. Bir kez böyle bir yeme atağı geçirdiği zaman işin ucunu bırakıyordu ve iki kat geri kilo alıyordu.</p>
<p>Artık en temel besin maddemiz olan ekmekten korkmuyoruz. Özellikle pilav, makarna, börek, tatlılar gibi yiyecekler yerine ana yemeğin yanına alınan bir-iki dilim ekmek hem kişiyi daha çok doyuruyor hem de vücudun temel yakıtından mahrum kalınmadığı için sonrasında yaşanılan yeme atakları daha az görülüyor. Ekmek pilav ve makarna ile kıyasladığında yağ içermediği için daha düşük bir kaloriye sahip. Ekmek yerken porsiyon kontrolü yapmak daha kolay ve ekmek kişiyi daha uzun süre tok tutuyor.</p>
<p><!--more-->4) ESKİ DİYET KURALI: 6 ÖĞÜN YEMEK, YENİ DİYET KURALI: ACIKTIĞINDA YEMEK, MÜMKÜNSE GÜNDE 2 ÖĞÜN YEMEK:</p>
<p>Az az sık sık yendiğinde, vücuda sürekli şeker girişi olduğu için bu durum pankreastan sürekli insülin salınımına neden oluyor. İnsülin anabolizan yani yağ depolayıcı bir hormondur. İnsülinin bu şekilde yüksek olması kişinin daha çabuk acıkmasına neden oluyor. Yenilen yiyeceğin içindeki şeker daha çabuk yağ dokusuna depolanıyor. Aynı zamanda kişi metabolizmam çalışsın diye sık sık yemem gerekiyor düşüncesinde olduğundan daha o öğünü yerken bir sonraki öğünün hayalini kuruyor ve ister istemez daha çok yemek düşünmeye başlıyor. Bu durumda kişinin iştahı açılıyor ve bir sonraki öğünü daha çok yemeye başlıyor.</p>
<p><!--more-->Oysa yemek fizyolojik bir ihtiyaçtır. Nasıl ki, uykumuz geldiğinde uyuyoruz, tuvalet ihtiyacımız geldiğinde tuvalete gidiyoruz, üşüdüğümüzde daha kalın giyiniyoruz, yemeyi de acıktığımızda yememiz gerekiyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, açlığı çok ertelememek. Eğer açlığımızı çok ertelersek bir sonraki öğünü çok fazla yeriz. Son yapılan araştırmalarda günde iki öğün yemenin insan vücudu için daha uygun olduğu düşünülüyor.</p>
<p> Eski çağlarda elektrik olmadığı için insanın da kendini gün ışığına göre programladığını biliyoruz, sabahın ilk işikları ile güne başlanıyordu ve güneş battığında gün bitiyordu. Durum böyle olunca akşam yemeği saatleri uzamıyordu. Vücudun gece ve gündüz hormonları dengeli bir şekilde çalışıyordu. Aynı zamanda hareketlilik de olduğu için o dönemlerde kilo problemi ile karşılaşmıyorduk. O dönemlerde sabah yemekleri saat 9-10 gibi akşam yemekleri de 16-18 arasında yeniyordu. Günümüzde ise uzun çalışma saatleri nedeni ile bu yeme düzenini oturtamaz isek, günde en fazla dört öğünle kendimizi sınırlamamız gerekiyor. Özellikle de ikindi ve akşam yemeğinin yeri de değişebilir. Yani ikindiyi ana öğün gibi yapıp akşam yemeğini ara öğün kıvamında tutabilmek en iyi beslenme biçimi olabilecektir.</p>
<p><!--more-->5) ESKİ DİYET KURALI; HAVUÇ, PATATES, MISIR YENMEZ, YENİ DİYET KURALI; ŞEKER ORANI DÜŞÜRÜLEREK HAVUÇ, PATATES, MISIR YENEBİLİR:</p>
<p>Eskiden şeker oranı yüksek yiyecekler diyetlerde asla önerilmezdi. Yıllarca insanlar havuca, patatese düşman oldular. Günlük yaşamlarından bu yiyecekleri tamamen çıkardılar. Oysaki vitamin, mineral deposu olan bu yiyeceklerden çok korkmamak gerekiyor. Bir havuç nerede ise bir insanın bir günlük A vitamini ihtiyacını karşılıyor.</p>
<p><!--more-->Son yıllarda yapılan birçok çalışmada şeker oranı yüksek olan bazı besin gurupları proteinle birlikte tüketildiğinde kişiyi daha tok tutabileceği gösterildi. Patates, havuç, mısır gibi yiyecekler yoğurt veya ayranla birlikte tüketildiğinde kan şekerini çok hızlı yükseltip kişiyi daha çabuk acıktırmıyorlar. O nedenle glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler artık yoğurtla birlikte öneriliyor.</p>
<p>6) ESKİ DİYET KURALI: DİYETTEYKEN AZ YAĞLI YOĞURT, AZ YAĞLI SÜT, AZ YAĞLI PEYNİR YİYİN, YENİ DİYET KURALI: DOĞAL YAĞLARDAN DEĞİL, YAĞ EKLENEREK YAPILMIŞ YİYECEKLERDEN UZAK DURUN:</p>
<p><!--more-->Diyet denince eskiden insanların aklına hemen markete gidilerek her türlü ürünün az yağlı alınması düşünülürdü. İnsanlar özellikle sütü, yoğurdu ve peyniri az yağlı satın alırdı. Kendi hayatlarında bilmeden yedikleri gizli yağı yüksek yiyecekleri farkında olmadan yemeye devam ederlerdi. Örneğin bir alışveriş merkezinde ızgara köfte ile light ayran içen isanlar görürdük. Köfte ızgara olduğu için az yağlı sanılır, halbuki kıymadan yapılan etler köfte, adana, döner gibi her ne kadar ızgara da yapılmış olsalar, içine genelde kuyruk yağı katılarak yapıldığı için yağ oranı çok yüksektir. Pastane poğaçası satın aldığınızda ununa yağ katıldığı için kalorisi çok yüksektir.sO nedenle doğal olarak içeriğinde yağ olan süt, yoğurt gibi yiyecekleri light olarak değil, günlük olarak tüketilmesi tavsiye ediliyor. Bununla birlikte insanların kendi elleri ile içine yağ ekledikleri yiyeceklere karşı dikkatli olmaları gerekiyor.</p>
<p>7) ESKİ DİYET KURALI: ZAYIFLAMAK İÇİN DİYET YAPIN; YENİ ZAYIFLAMA KURALI ASLA DİYET YAPMAYIN:</p>
<p><!--more-->Eskiden zayıflama denince insanlar mucize diyetlerin peşine düşerlerdi. Özel olarak hazırlanmış diyet listelerine göre yerlerdi. Bu durumda hayatlarını hep ikiye ayırırlardı ya diyet yaparlardı ya da yapmazlardı. Diyet yaptıkları dönemde herkesle birlikte sofraya oturmazlardı. Kendileri için özel yemek yaparlardı. Durum böyle olunca da kısa vadede kilo da verseler normal yeme yapılarına döndüklerinde iki kat geri kilo alırlardı.</p>
<p>Yeni zayıflama yöntemlerine baktığımızda ise artık diyetler önerilmiyor. Öncelikle kişinin kilo almasının nedenleri araştırılıyor ve kişiye ömür boyu sürdürebileceği sağlıklı yeme alışkanlıkları kazandırılıyor. Böylelikle kişinin kalıcı zayıflaması sağlanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/zayiflamanin-kurallari-degisti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çikolata seven kadınlara müjde</title>
		<link>http://www.harryredl.com/cikolata-seven-kadinlara-mujde</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/cikolata-seven-kadinlara-mujde#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2011 08:49:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[müjde]]></category>
		<category><![CDATA[seven]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Bilim dünyasından çikolata sevenler için sevindirici bir haber geldi, ama şimdilik sadece kadınlara. Yapılan bir araştırmaya göre, çok çikolata yiyen kadınların kalp krizi geçirme riski daha düşük&#8230; Daha önce yapılan araştırmalar, çikolata yemenin kan basıncını düşürme etkisi yarattığını ortaya çıkarmıştı. İsveç&#8217;in başkenti Stockholm&#8217;deki Karolinska Enstitüsü&#8217;nün yaptığı araştırmaya göre, çikolata aynı zamanda kadınlarda kalp krizi riskini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasından çikolata sevenler için sevindirici bir haber geldi, ama şimdilik sadece kadınlara.<br />
Yapılan bir araştırmaya göre, çok çikolata yiyen kadınların kalp krizi geçirme riski daha düşük&#8230;</p>
<p> Daha önce yapılan araştırmalar, çikolata yemenin kan basıncını düşürme etkisi yarattığını ortaya çıkarmıştı. İsveç&rsquo;in başkenti Stockholm&rsquo;deki Karolinska Enstitüsü&rsquo;nün yaptığı araştırmaya göre, çikolata aynı zamanda kadınlarda kalp krizi riskini azaltıyor.<br />
<span id="more-157"></span><br />
 Uzun zamanlı bir araştırma yaptıklarını belirten Karolinska Enstitüsü uzmanlarından Susanna Larsson, 1997 yılında 49 &#8211; 83 yaşları arasındaki 33 bin İsveçli kadına yemek yeme alışkanlıklarını sorduklarını belirtti.</p>
<p> Böylece kadınların yılda yedikleri ortalama çikolata miktarı tespit edildi ve 1997 yılını takip eden 10 yıl içinde de kalp krizi geçiren bin 600 kadın kayıt altına alındı. Enstitü uzmanı Larsson, kalp krizine neden olan faktörleri ayrıntılı olarak incelediklerini ve haftada sekiz gramdan az ya da hiç çikolota yemeyen kadınların daha sık kalp krizi geçirdiğini tespit ettiklerini ifade etti.<br />
<!--more--><br />
66 GRAM ÇİKOLATA YİYENİN KALP KRİZİ RİSKİ DAHA DÜŞÜK<br />
Araştırmada haftada ortalama 66 gram ya da daha fazla çikolata yiyen kadınların kalp krizi geçirme riskinin daha düşük olduğu sonucuna varıldı.</p>
<p><!--more--> Araştırma yapılırken kakaosu daha fazla ya da sütü daha çok çikolotalar arasında fark gözetilmedi. Ancak 90&rsquo;lı yıllarda İsveçliler&rsquo;in genellikle sütlü çikolata tükettiğini belirten Susanna Larsson, eğer sütlü ya da az sütlü çikolatalar arasında ayırım yapmış olsalardı kakaonun koruyucu özelliğinin etkili olup olmadığı konusunda da daha açık bağlantı kurabileceklerini ifade etti.</p>
<p> Larsson ve ekibi, aynı araştırmayı erkekler üzerinde de yapmak istiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/cikolata-seven-kadinlara-mujde/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sık egzersiz, erken menopoz mu?</title>
		<link>http://www.harryredl.com/sik-egzersiz-erken-menopoz-mu</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/sik-egzersiz-erken-menopoz-mu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2011 10:36:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[egzersiz,]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[mu?]]></category>
		<category><![CDATA[Sık]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Sık egzersiz yapan kadınlarda, erken menopoz riskinin daha fazla olduğu ortaya çıktı Japonya’da yapılan bir araştırma, sık egzersiz yapan ve sağlıklı beslenen kadınlarda erken menopoz riskinin daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Gifu Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada araştırmacılar, yaşları 35 ve 56 arasında değişen 3 bin 100’den fazla kadına on yıllık bir süre içinde beslenme ve egzersizle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sık egzersiz yapan kadınlarda, erken menopoz riskinin daha fazla olduğu ortaya çıktı<br />
Japonya’da yapılan bir araştırma, sık egzersiz yapan ve sağlıklı beslenen kadınlarda erken menopoz riskinin daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. </p>
<p> Gifu Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada araştırmacılar, yaşları 35 ve 56 arasında değişen 3 bin 100’den fazla kadına on yıllık bir süre içinde beslenme ve egzersizle ilgili anket yaptılar.<br />
<span id="more-156"></span><br />
 Araştırma, erken menopoza girme olasılığının sık egzersiz yapan kadınlarda yüzde 17, doymamış yağ ağırlıklı beslenen kadınlarda ise yüzde 15 oranında fazla olduğunu ortaya çıkardı. </p>
<p> Uzmanlar, egzersizin östrojen hormonu düzeyini düşürdüğü için erken menopoza yol açabileceğini belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/sik-egzersiz-erken-menopoz-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne sütü psikologa ihtiyacı da azaltıyor</title>
		<link>http://www.harryredl.com/anne-sutu-psikologa-ihtiyaci-da-azaltiyor</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/anne-sutu-psikologa-ihtiyaci-da-azaltiyor#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2011 09:50:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacı]]></category>
		<category><![CDATA[psikologa]]></category>
		<category><![CDATA[sütü]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Zekâ seviyesini artırıp bağışıklığı güçlendiren anne sütü, psikoloji üzerinde de olumlu katkılar sağlıyor. Uzmanlar, anne sütü alan bebeklerin büyüdüklerinde çok daha az psikiyatrik rahatsızlık yaşadığını söylüyor Kanser gelişiminden obeziteye, diş çürümesinden solunum yolu hastalıklarına kadar birçok sağlık sorununun doğal ilacı olarak gösterilen, zekâ seviyesi ve bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri olan anne sütü, psikolojiye de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zekâ seviyesini artırıp bağışıklığı güçlendiren anne sütü, psikoloji üzerinde de olumlu katkılar sağlıyor. Uzmanlar, anne sütü alan bebeklerin büyüdüklerinde çok daha az psikiyatrik rahatsızlık yaşadığını söylüyor<br />
Kanser gelişiminden obeziteye, diş çürümesinden solunum yolu hastalıklarına kadar birçok sağlık sorununun doğal ilacı olarak gösterilen, zekâ seviyesi ve bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri olan anne sütü, psikolojiye de katkı sağlıyor.</p>
<p> Emzirmenin, bebek, anne ve aile için çok önemli yararları olduğunu ifade eden Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Arslan, ‘&rsquo;Anne sütüyle beslenen bebeklerde alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları daha az görülür. Çünkü anne sütü bağışıklık sistemini güçlendirir ve ilk aşı görevi yapar. Beyin hücrelerinin gelişimini düzenleyen hormon yapısında faktörler ile beyin gelişiminde gerekli birçok element ve besin maddesi barındıran anne sütü, zekâ seviyesini artırır&rsquo;&rsquo; dedi.<br />
<span id="more-155"></span><br />
 Gereksiz hiçbir besini içermeyen anne sütünün, günümüzün en büyük problemlerinden olan obezite riskini azalttığına da dikkat çeken Arslan, &rsquo;&rsquo;Çünkü emzirmenin aşamasına göre otomatik olarak yağ içeriği değişir. Anne sütünün bebeğin doymasını sağlayan özel bir kontrol sistemi vardır&rsquo;&rsquo; diye konuştu.</p>
<p> Kalsiyum, fosfat ve flor gibi elementleri ideal düzeyde barındıran ve çürük yapan mikropların üremesini önleyen anne sütünün dişlerin çürümesini önlediğini de vurgulayan Arslan, &rsquo;&rsquo;Anne sütü ayrıca bir yandan hücrelerin normal gelişimini sağlarken, diğer yandan dış etkenlerden korunmasına yardımcı olarak bazı kanserlerden korur&rsquo;&rsquo; dedi.<br />
<!--more--><br />
Prof. Arslan, anne sütünün önemli etkilerinden birinin de ileri yaşlarda ortaya çıktığını dile getirerek, şöyle devam etti: &rsquo;&rsquo;Anne sütü alan bebekler büyüdüklerinde çok daha az psikiyatrik rahatsızlık yaşarlar. Bebek anne sütüyle beslenirken günde 8-10 kez, bazen 12 kez anne kucağına alınır. Bebeğe anne tarafından şefkat gösterilir. Bebekle anne arasında ciddi bir iletişim olur. Bu da bebeğin gelecekte sağlıklı bir birey olmasına yardımcı olur.&rsquo;&rsquo;</p>
<p>ANNE İÇİN DE YARARLI<br />
<!--more--><br />
 Emzirmenin anne için de yararları olduğunu bildiren Arslan, &rsquo;&rsquo;Doğum sonrası kanamayı önler, rahmin daha erken toparlanmasına yardımcı olur. Meme, yumurtalık ve rahim içi kanserlerine yakalanma riskini azaltır. Şeker hastalığı olan annelerin insülin ihtiyacını azaltır. Kemik erimesinden korur. Anne, gebelik sürecinde almış olduğu fazla kiloları daha erken verir&rsquo;&rsquo; diye konuştu.</p>
<p>EMZİRİRKEN BUNLARA DİKKAT<br />
<!--more--><br />
 Arslan, anne sütü ile beslemenin doğumdan hemen sonra veya ilk yarım saat içinde başlaması gerektiğini belirterek, emzirmenin doğru yapılması için dikkat edilecek noktaları şöyle sıraladı:</p>
<p> &rsquo;&rsquo;Emzirmeye başlamadan önce eller iyice yıkanmalı, göğüsler dahil her şey tertemiz olmalıdır. Bebek memeye konmadan önce 3-5 dakika süreyle yanağı anne memesine değecek şekilde tutulmalı, bebek en rahat pozisyonda tutularak emzirilmelidir. Sadece meme ucu değil, etrafındaki kahverengi bölgenin bebeğin ağzına girmesi gerekmektedir. Emzirme aralığı çocuğun isteğine bırakılmalı, sınır veya standart bir aralık bırakılmamalıdır. Emzirme süresi ilk günlerde her meme için 10 dakika, daha sonra 15 ile 25 dakika olmalıdır. Emzirmeye gece de ara verilmemelidir. Anne strese maruz kalmamalı, bebeğe odaklanacak her türlü konfor sağlanmalıdır.&rsquo;&rsquo;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/anne-sutu-psikologa-ihtiyaci-da-azaltiyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arzu Kaprol&#8217;dan &#8217;Now-less-ness an-sız-lık&#8217;</title>
		<link>http://www.harryredl.com/arzu-kaproldan-now-less-ness-an-siz-lik</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/arzu-kaproldan-now-less-ness-an-siz-lik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 07:32:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arzu]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Vücut, ruh ve zaman bütünlüğünün peşinde olan Now-less-ness an-sız-lık, bu bütünlüğü desen ile ortaya koyarken deri ve ipek kombinasyonları koleksiyonda ağırlıktaydı. Arzu Kaprol, Paris Moda Haftası’nın kapanış gününde, ’Now-less-ness an-sız-lık’ adlı ilkbahar/yaz 2012 Koleksiyonu’nun defilesini gerçekleştirdi. Couvent des Cordeliers’taki defilede Carmen Kass, Jessica Stam, Constance Jablonski, Frida Gustavsson ve Eniko Mihalik gibi dünyaca ünlü modeller [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vücut, ruh ve zaman bütünlüğünün peşinde olan Now-less-ness an-sız-lık, bu bütünlüğü desen ile ortaya koyarken deri ve ipek kombinasyonları koleksiyonda ağırlıktaydı.<br />
Arzu Kaprol, Paris Moda Haftası’nın kapanış gününde, ’Now-less-ness an-sız-lık’ adlı ilkbahar/yaz 2012 Koleksiyonu’nun defilesini gerçekleştirdi.</p>
<p>Couvent des Cordeliers’taki defilede Carmen Kass, Jessica Stam, Constance Jablonski, Frida Gustavsson ve Eniko Mihalik gibi dünyaca ünlü modeller podyuma çıktı.<br />
<span id="more-154"></span><br />
Yarına ulaşmaya çalışırken kaçan anlara, şimdinin farkında olmaya ve bu anı yaşamaya adanan koleksiyonun ana ilham kaynağı, zaman sarmallarından çıkan formlar olarak tanımlandı. Vücut, ruh ve zaman bütünlüğünün peşinde olan Now-less-ness an-sız-lık, bu bütünlüğü desen ile ortaya koyarken deri ve ipek kombinasyonları koleksiyonda ağırlıktaydı.</p>
<p>Koleksiyonda şifon, organze gibi kumaşlar yazın hafifliğini anımsattı. Beyaz, bej ve gri ana renk olarak kullanılırken limon sarısı, sıcak pembe ve mavi ise göze çarpan diğer renklerdi. Arzu Kaprol İlkbahar Yaz 2012 Koleksiyonu Now-less-ness an-sız-lık, güçlü silüet ve duyarlı bir forma sahip, zamanlar üstü bir kadın ruhuna adanıp şimdiye ve tüm zamanlara sesleniyor.<br />
<!--more--><br />
Arzu Kaprol’ün Paris Moda Haftası defilesinin ana sponsorlarından olan Deri Tanıtım Grubu’nun (DTG) Yönetim Kurulu Başkanı Lemi Tolunay, şunları söyledi: &quot;Türk deri sektörünün saygınlığını ve Türk derisinin uluslararası başarısını pekiştirme yönünde çalışıyor; bu hedefe katkı sağlayan prestijli projelere destek veriyoruz. Ülkemizdeki deri sektörünü tek çatı altında temsil eden DTG olarak, hem temsil ettiğimiz sektöre, hem de ülkemize karşı sorumluluğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz. Bu çerçevede, uluslararası alanda marka olan başarılı tasarımcılarımızla işbirliklerine imza atmaktan gurur duyuyoruz. Deri Tanıtım Grubu olarak Arzu Kaprol ile Paris Fashion Week kapsamında gerçekleştirdiğimiz işbirliği, Türk Deri Sektörü’nün itibarını ve gücünü pekiştirme yönünde, ulusal ve uluslararası alanda gerçekleştirilecek pek çok projenin adımlarından biridir. Paris Moda Haftası gibi tüm dünyanın ilgiyle izlediği uluslararası etkinliklerde, Arzu Kaprol gibi başarıları ülke sınırlarını aşan tasarımcılarımızın deriyle buluşması, Türk derisinin uluslararası itibarına büyük katkı sağlamakta ve taşıdığımız misyona hizmet etmektedir.&quot;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/arzu-kaproldan-now-less-ness-an-siz-lik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres egzaması nedir?</title>
		<link>http://www.harryredl.com/stres-egzamasi-nedir</link>
		<comments>http://www.harryredl.com/stres-egzamasi-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 10:10:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[egzaması]]></category>
		<category><![CDATA[nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Egzama; derinin çeşitli iç ve dış faktörlere bağlı, iltihabi cevabı olarak ortaya çıkan klinik tabloların genel ismidir ve hastaların çoğunda ortak klinik özellikler gösterirler. Stres egzaması nedir? Deri; kişinin iç ve dış ortamları arsında bir sınır oluşturan, duygularımızın ve reaksiyonlarımızın yansımasında önemli rolü olan bir organdır. Yapılan araştırmalarda; dermatolojik hastalıkların yaklaşık yüzde 40 kadarında, eşlik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Egzama; derinin çeşitli iç ve dış faktörlere bağlı, iltihabi cevabı olarak ortaya çıkan klinik tabloların genel ismidir ve hastaların çoğunda ortak klinik özellikler gösterirler.<br />
Stres egzaması nedir?</p>
<p>Deri; kişinin iç ve dış ortamları arsında bir sınır oluşturan, duygularımızın ve reaksiyonlarımızın yansımasında önemli rolü olan bir organdır. Yapılan araştırmalarda; dermatolojik hastalıkların yaklaşık yüzde 40 kadarında, eşlik eden bir psikolojik bozukluk olduğu görülmektedir. Strese bağlı olarak ortaya çıkan deri hastalıkları arasında en sık görüleni &rsquo;stres egzaması&rsquo; olarak da bilinen &rsquo;liken simpleks kronikus&rsquo; dur.<br />
<span id="more-153"></span></p>
<p>Kimlerde görülür?<br />
<!--more--><br />
Stres egzaması, son derece yaygın bir hastalıktır. En sık görüldüğü yaş grubu 30-50 yaş aralığıdır. Kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Hastalık, obsesif kişilik yapısına sahip kişilerde ve alerjiye yatkınlığı olan bireylerde daha sık görülür.</p>
<p><!--more--><br />
Belirtileri nelerdir?</p>
<p>Bu hastalık başlangıçta görünür herhangi bir bulgu olmaksızın kişinin kaşıntı duyması ve sürekli kaşıntı ve sürtünme sonucu ortaya çıkan belirtilerle karakterizedir. Kaşınan bölgelerde zamanla kızarıklık kepeklenme ve deride kösele benzeri kalınlaşma ile birlikte pul pul deri dökülmeleri ve kabuklu yaralar ortaya çıkar. Egzama ilerlerse bu bölgelerde zamanla sulantı, ağrı, açık yaralar ortaya çıkabilir. Daha da ilerlerse bu yaralardan deriye giren bakteriler enfeksiyona yol açabilir. Tedavi edilmezse kaşıntı sürekli bir hal alır ve giderek vücudun değişik yerlerine yayılır.<br />
<!--more--><br />
Vücutta nerelerde oluşur?</p>
<p>Vücudun herhangi bir yerinde görülebilmekle birlikte en sık saçlı deri ense sınırında, sırtta kürek kemiklerinin üzerindeki deride ve bacaklarda ortaya çıkar. Özellikle kullanılan elin ulaşabildiği deri alanlarında akşamları artan kaşıntı ile kendini gösterir. Hastalık bazen makat bölgesini de tutabilir ve şiddetli dayanılmaz kaşıntıya yol açabilir.<br />
<!--more--></p>
<p>Tedavisi nasıl yapılır?<br />
<!--more--><br />
Tedavi edilmeyen ve ihmal edilen durumlarda, deride geri dönüşümsüz belirtiler meydana gelebilir. Deride kalınlaşma ve deri renginde koyulaşma bazen yıllarca sürebilir. Stresin tetiklediği bu hastalık da strese neden olur ve olay bir kısır döngüye girer. Bu nedenle hastalığın erken tanısı ve tedavisi önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.harryredl.com/stres-egzamasi-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

